İstanbul’un eşsiz lezzeti sizi bekliyor: Simit

Last Updated: Eylül 8th, 2020By Tags: , , , , , , ,

Aramızda çıtır çıtır bir simide “hayır” diyebilecek olan var mı? Dışı pekmezli, susamlı, içi dolgun bir simidi yanında bir bardak çay ile birlikte tadıp da, bu enfes tada hayran olmamak mümkün mü?..

İstanbul’da yaşayan, ya da yolu bu kente düşen herkes bu “şehir lezzeti”nin bir şekilde bu susamlı halkanın tadına varmıştır. Bir anda açlık bastırınca karnı doysun diye simit yiyen de vardır, akşam üzeri çay içmeye gelen misafirlerine ikram etmek için simit alan da… Cebinde kalan son üç beş lira ile bir lokantaya giremeyeceği için simit alan da vardır, aile boyu yapılan Pazar kahvaltısında, ev yapımı reçeller ve çarşıdan alınan en güzel peynirler eşliğinde yemek için yarışanlar da…

Simit İstanbullular için baş tacıdır her zaman. Topkapı Sarayı’nda da yenilmişti simit, sokak satıcılarının tezgahlarında da satılmıştır. Sadece geleneksel simitler değil kandil simitleri de, şekerli simitler de, şimdilerde çok popüler olan zeytinli, kaşarlı, sucuklu, sosisli, ak çekirdekli, tahıllı, hatta çikolatalı simitler de sevilerek tüketiliyor.

Günümüzde Türkiye’de 2,5 milyon simit tüketiliyor. Bunun büyük bir kısmı da İstanbul’da üretilip yeniliyor elbette. 300’den fazla fırın simit üretiyor İstanbul’da. 1 milyona yakın simit sokaklarda, simitçilerin tezgahlarında satılıyor. Eskiden “i” harflerini uzata uzata, sonundaki “ç” harfini çatlata çatlata bağıran simitçiler vardı. Şimdi bunların yerini çok daha bol çeşit ve alternatifi bir arada sunan saraylar var elbet.

Geleneksel simit eskiden taş fırınlarda, gürgen ağacı odunu ateşinde pişermiş. Şimdilerde elektrikli fırınlarda son teknolojinin imkanları ile pişirilip, “saray”larda, modern pazarlama yöntemleriyle satılıyor. Şimdilerde hazır maya kullanılıyor ama eskiden maya olarak İstanbul’da çiçek mayasıyla, İzmir’de ise nohut mayasıyla yapılırmış. Ekmeklik un ile makarnalık un arasında bir kalitedeki simit unuyla yapılıyor simitler ama şimdi kepekli ya da tam buğday unundan bile yapılan simitler var.

Simit sadece çok lezzetli bir yiyecek değil. Üretiminden tüketimine kadar İstanbul ile özdeşleşmiş bir besin. Sadece insanlar tüketmiyor üstelik simidi. Boğazın eşsiz manzarasının keyfini çıkartarak bindiğiniz vapurların arkasında, sizin koparıp havaya fırlatacağınız bir lokma simidi kapmak için yarışan martılar da simit sevenler arasında. İstanbul’dan başka bir yerde bunu yapmanız da pek mümkün değil aslında.

Daha çok şey merak edenler için Artun Ünsal’ın “Susamlı Halkanın Tılsımı” isimli kitabının geçmişten günümüze simit ile ilgili neredeyse her şeyin yer aldığı bir başucu kitabı olduğunu hatırlatalım.

 

editor's pick

  • İstanbul’da baharın yüzünü yavaş yavaş göstermeye başladığı bugünlerde erguvanlar da şahane çiçekleriyle yüzlerini göstermeye başladılar. Peki erguvanların pembe-mor renkleriyle boğazın simgesi olduğunu biliyor muydunuz? İstanbul’un rengini değiştiren nadir ağaçlardan olan erguvanlar çiçek açtığı zaman İstanbul Boğazı harika bir renge bürünür. Nisan ortalarından Mayıs ortalarına kadar uzanan bir süreç içerisinde pembe-mor çiçekleriyle adeta İstanbul’a baharı müjdeler. Siz de baharın tadını İstanbul’da çıkarmayı planlıyorsanız erguvanların coşkuyla açtığı bu dönemi kesinlikle kaçırmamalısınız!

  • İstanbul’a yapacağınız geziniz boyunca İstanbul’da sürekli gördüğünüz nazar boncuklarının anlamını biliyor musunuz? Nazar boncuğu, tarih boyunca, çoğu kültürde ve dinsel inançta, kötülükleri savan güçlü bir tılsım olarak kabul edilmiştir. Genelde nazar boncukları göz şeklinde olur. Kişinin dünyaya açılan penceresi gözdür ve göz her türlü, iyi ve kötü, düşüncelerin ilk çıkış noktası olarak kabul edilir. Bu yüzden bakışlardan, kötü gözlerden korunmak amacıyla emici özelliği olduğuna inanılan mavi renkli taşlar eskiden beri nazar boncuğu yapımında kullanılmıştır ve son halini günümüzdeki çeşit çeşit nazar boncukları olarak almıştır. Şu an, gerek inanç gerek gelenek, gerekse de süs eşyası olarak pek çok kişi nazar boncuğunu günlük yaşantısında çok sık [...]

  • Çemberlitaş Hamamı; Çemberlitaş yanında, Kapalıçarşı yakınında bulunmaktadır. III. Murat’ın annesi Nur Banu Sultan tarafından, Üsküdar’daki Valide-i Atik Külliyesine kaynak sağlamak için 1584 yılında, Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Kadınlar ve erkekler kısımdan oluşan bu çifte hamam; Valide Sultan Hamamı, Gül Hamamı, isimleriyle de anılmış, Evliya Çelebi’yse III. Murat Hamamı olarak bahsetmiştir yapıdan. Bugün hamamın kadınlar bölümü ayakta olmamasına rağmen, geri kalan bölümü  kadınlar ve erkekler için iki ayrı bölüme ayrılarak kullanılmaktadır. Günümüzde turistik hamam sefalarıyla yabancı konuklarını ağırlamaya devam eden hamam, Osmanlı hamam mimarisinin şaheserlerinden olmaya layık bir yapıdır.  

news via inbox

Nulla turp dis cursus. Integer liberos  euismod pretium faucibua

Leave A Comment